Mehmet Beşir DEMİRBAŞ, mehmet_besir94@hotmail.com
Son yıllarda dünya genelinde seyahat alışkanlıklarımızın nasıl büyük bir hızla değiştiğine hep birlikte şahitlik ediyoruz. Eskiden tatil dendiğinde aklımıza sadece yeni yerler görmek ya da güzel bir otelde dinlenmek gelirdi; ancak bugün, özellikle de pandeminin o durağan günlerinden sonra, seyahatlerimizde çok daha fazlasını arıyoruz. Artık birer pasif izleyici olmaktan sıkıldık; gittiğimiz destinasyonla bağ kurmak, hikâyenin bir parçası olmak ve ruhsal anlamda yenilenmek istiyoruz. İşte tam bu noktada, sağlık turizmi ile oyunlaştırmanın o şaşırtıcı ve bir o kadar da etkili iş birliği devreye giriyor. Tianhao Qin ve Maowei Chen tarafından 2025 yılında yapılan güncel bir araştırma, bu iki alanın birleştiğinde ortaya nasıl devasa bir potansiyel çıktığını, “katılım-dalış-değer” adını verdikleri büyüleyici bir mekanizma üzerinden bizlere anlatıyor.
Aslında oyunlaştırma dediğimizde pek çoğumuzun aklına sadece telefon ekranında puan toplamak ya da rozet kazanmak gibi basit şeyler geliyor olabilir. Ancak bu çalışma, meselenin çok daha derin bir psikolojik altyapısı olduğunu kanıtlıyor. Bir sağlık turizmi tesisine gittiğinizi hayal edin; sadece fiziksel bir tedavi alıp odanıza çekilmek yerine, tesisin içine yayılmış, sizi hem eğiten hem de yerel kültürü keşfettiren bir hikâye örgüsünün içine çekiliyorsunuz. Belki bir artırılmış gerçeklik (AR) uygulamasıyla şifalı bitkileri topluyor, belki de tesisteki “oyun dışı karakterlerle” (NPC) etkileşime girerek o bölgenin sağlık geleneklerini öğreniyorsunuz. İşte bu tür deneyimler, turisti sadece bir müşteri olmaktan çıkarıp aktif bir katılımcıya dönüştürüyor.
Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, “akış” (flow) dediğimiz o meşhur psikolojik durumla ilgili. Akış, bir aktiviteye o kadar derinlemesine odaklanmaktır ki, zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız ve çevrenizdeki dünyayı unutursunuz. Çalışma, oyun tasarım öğelerinin turistlerde bu akış halini tetiklediğini bilimsel verilerle ortaya koyuyor. Eğer bir sağlık turisti bu akış haline girebilirse, yaşadığı deneyimden aldığı haz katlanarak artıyor ve bu da doğrudan o yeri tekrar ziyaret etme ya da başkalarına hararetle tavsiye etme isteğini doğuruyor. Yani oyunlaştırma, aslında bir destinasyona duyulan sadakatin en kestirme yolu haline geliyor.
Peki, insanlar neden bu oyunlaştırılmış deneyimlere bu kadar sıcak bakıyor? Araştırmacıların sunduğu verilere göre, katılımcıların büyük bir çoğunluğu (yüzde 80’den fazlası) bu tür deneyimleri sunan yerleri sık sık ziyaret ediyor. Özellikle 21-40 yaş arası, eğitimli ve dijital dünyaya entegre olmuş kesim bu yeni nesil turizm anlayışına bayılıyor. Çünkü bu insanlar sadece dinlenmek değil, bir şeyler öğrenmek, kendini geliştirmek ve sosyal kimliğini bu özel deneyimlerle güçlendirmek istiyor. Oyunlaştırma, sunduğu anlık geri bildirimler ve zorlayıcı ama aşılabilir görevlerle bu “değer” algısını besliyor. Bir turist için deneyimin kalitesi sadece ödediği para ve aldığı hizmetle değil, o süreçte ne kadar “yaşadığıyla” ölçülmeye başlanıyor.
Çalışmada üzerinde durulan bir diğer önemli nokta ise unutulmaz turizm deneyimlerinin (MTE) etkisi. Geçmişte yaşadığımız güzel anılar, bir sonraki seyahatimiz için en büyük motivasyon kaynağımızdır. Eğer bir seyahat hem fiziksel sağlığımıza iyi geliyor hem de oyunlaştırılmış öğelerle zihnimizde canlı, heyecan verici izler bırakıyorsa, o deneyim “unutulmaz” kategorisine giriyor. Araştırma, bu unutulmaz anıların hem akış deneyimini hem de algılanan değeri doğrudan artırdığını gösteriyor. Yani oyunlaştırma, aslında anı biriktirme sürecini bir sanata dönüştürüyor.
Sağlık turizmi açısından bakıldığında bu durum devrim niteliğinde olabilir. Düşünsenize, bir rehabilitasyon sürecindesiniz ve yapmanız gereken egzersizler bir oyun kurgusuna dönüştürülmüş. Ya da sağlıklı beslenme alışkanlıklarını, tesis içindeki bir “hazine avı” aracılığıyla öğreniyorsunuz. Bu yaklaşım sadece tedavi sürecini daha çekici kılmakla kalmıyor, aynı zamanda sürdürülebilir bir sağlıklı yaşam tarzını teşvik ederek turizmin toplumsal faydasını da artırıyor. Oyunlaştırma sayesinde sağlık turizmi, sadece hastanede geçen bir süreç olmaktan çıkıp, tüm seyahat süresini kapsayan, ilham verici ve dönüştürücü bir yolculuğa dönüşüyor.
Velhasıl kelam, Qin ve Chen’in bu değerli çalışması bizlere gösteriyor ki, geleceğin turizmi ekranların başında değil, dijitalin sunduğu imkânlarla fiziksel dünyayı daha anlamlı kıldığımızda şekillenecek. Oyun tasarımı öğeleri, turistlerin kalbine giden yolda sadece birer araç; asıl amaç ise onlara kendilerini değerli, odaklanmış ve bir bütünün parçası hissettirmek. Eğer sağlık turizmi destinasyonları bu “akış” ve “değer” odaklı stratejileri doğru bir şekilde uygulayabilirlerse, sadece ziyaretçi çekmekle kalmayacak, aynı zamanda insanların hayatında kalıcı ve olumlu değişimler yaratan birer cazibe merkezine dönüşecekler. Belki de gelecekte en başarılı turizm tesisleri, en lüks olanlar değil, misafirlerine en güzel hikâyeyi en sürükleyici şekilde yaşatanlar olacak.
Kaynak: Qin, T., & Chen, M. (2025). Enhancing Health Tourism Through Gamified Experiences: A Structural Equation Model of Flow, Value, and Behavioral Intentions. Tourism and Hospitality, 6(3), 140. https://doi.org/10.3390/tourhosp6030140









