Sağlık Turizminde Komplikasyon Sigortası Serüveni

İbrahim Selçuk ALTINDAĞ, ibrahim@apsisdanismanlik.com

Sağlık turizmi alanında son dönemde en çok tartışılan başlıklardan biri haline gelen komplikasyon sigortası, hem hukuki düzenlemeler hem de saha uygulamaları açısından önemli bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Bu yazı; komplikasyon kavramının ne anlama geldiğinden başlayarak sigortanın sektöre nasıl dahil olduğunu, neden zorunlu hale getirildiğini ve uygulamada ne tür sorunlarla karşılaşıldığını bütüncül bir bakış açısıyla ele almaktadır. Özellikle Danıştay tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararı ile birlikte ortaya çıkan yeni durum, yalnızca bir mevzuat değişikliği değil; aynı zamanda sağlık turizmi aktörlerinin risk yönetimine bakışını yeniden şekillendiren kritik bir kırılma noktasıdır. Yazının devamında, bu değişimin sektöre etkileri, doğru sigorta yaklaşımının nasıl olması gerektiği ve teşvik mekanizmaları ile sistemin nasıl daha sürdürülebilir hale getirilebileceği detaylı şekilde değerlendirilmektedir.

Komplikasyon Nedir? Ne İşe Yarar?

Sağlık turizmi ile “komplikasyon sigortası” hayatımıza girdi. Temel tanımı itibarıyla tıbbi bir işlemin hekimin kusuru olmaksızın, tüm özen gösterilmesine rağmen ortaya çıkabilen istenmeyen sonuçlarını ifade eder. Yani tıbbi kötü uygulama (malpraktis) gibi kusura dayanmıyor, doğal riski sigortalıyor. Bu yönüyle sağlık hizmetinin doğasında bulunan ve tamamen ortadan kaldırılamayan bir riski azaltıyor.

Özellikle yabancı hastalar için kritik olan bu sigorta, tekrar müdahale teminatlarıyla revizyon, konaklama ve ulaşım gibi sürecin finansal yükünü karşılayarak riski sigorta sistemine transfer ediyor.

Ne Zaman ve Neden Zorunlu Hale Getirildi?

26 Nisan 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik uyarınca, uluslararası sağlık turizmi kapsamında ameliyathane ortamında yapılacak cerrahi ve girişimsel işlemler için sağlık tesisi tarafından komplikasyon sigortası yaptırılması zorunlu hale getirildi. Bu zorunluluk, 1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe girdi.

Bu adımın temel amacı, sağlık turizminde hasta güvenini artırmak ve sistematik bir risk yönetimi mekanizması oluşturmaktı. Ancak sahadaki uygulama, bu hedefle tam örtüşmedi.

Uygulamada Ne Oldu?

Zorunluluğun yürürlüğe girmesiyle birlikte birçok işletme bunu bir maliyet kalemi görerek en düşük bedelle poliçe düzenlenmesi refleksi gösterdi. Hatta kimi sağlık kurumları (hastaneler), bu kalemi aracı kuruluşlara ya da dış hekimlere yükleme eğilimi gösterdi kimi kurumlar ise detaylara bakmadan yalnızca en ucuzuna odaklandı.

En düşük bedelle bu hükmü uygulamaya çalışmanın sonucunda; en düşük teminatlı, en dar kapsamlı ve en fazla istisna içeren poliçeler ortaya çıktı. Bunun doğal sonucu olarak, “sigorta var ama gerçek risk yönetimi yok” doğal sonucu ortaya çıktı.

Güncel Durum: Danıştay Kararı ile Ne Değişti?

Danıştay 10. Dairesi, komplikasyon sigortasını zorunlu kılan düzenlemenin yürütmesini durdurdu. Bu kararın temelde 3 dayanağı vardır:

  • Komplikasyon için sigorta zorunluluğunun kanuni bir temele dayanmaması: Hekimlerin kusurlu ifası olan tıbbi kötü uygulama (malpraktis) nedeniyle ortaya çıkan zararlar için mesleki mali sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu mevzuatta kanunla getirilmiştir. Ancak, hekimin gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen ortaya çıkan, öngörülemeyen ve kural olarak hekimin sorumlu tutulamayacağı “komplikasyon” zararları için sigorta yaptırma zorunluluğunun kanunda açık ve net bir dayanağı bulunmamaktadır.
  • Bu zorunluluğun çalışma ve sözleşme özgürlüğünü sınırlaması: Sigorta bir sözleşme türüdür ve bu zorunluluğun getirilmesi, Anayasa’nın 48. maddesi ile koruma altına alınan çalışma ve serbest teşebbüs hürriyetini sınırlandırmaktadır. İlgililere mali yük getiren ve hekimlerin mesleki faaliyetini doğrudan etkileyen bu tür temel hak sınırlamalarının ancak kanunla yapılabileceği, dolayısıyla kanuni dayanağı olmayan bir zorunluluğun yönetmelik hükmüyle getirilmesinin hukuken mümkün olmadığı vurgulanmıştır.
  • Sorumluluk olmayan bir alanda sigorta zorunluluğu getirilmesinin idarenin prensipleriyle örtüşmemesi: Yönetmelikteki sağlık tesisi tanımına kamu kurum ve kuruluşları da dâhildir. Danıştay içtihatlarına göre, idarenin sağlık hizmetlerindeki tazmin sorumluluğu kusursuz sorumluluk ilkesine değil, “hizmet kusuru” esasına dayanır. Komplikasyon durumlarında idarenin kural olarak bir tazmin sorumluluğu bulunmadığından, idarenin sorumlu olmadığı bir alanda zorunlu sigorta getirilmesi idare hukuku açısından da yasal dayanaktan yoksundur.

Bu kararla birlikte zorunluluk ortadan kalktı, ancak risk ortadan kalkmadı. Karardaki 3 temel argümanla birlikte bu ayrımı doğru okumak gerekir.

Aslında Komplikasyon Sigortasına Nasıl Yaklaşılmalı?

En kritik başlık bana göre burasıdır. Komplikasyon sigortası, bir zorunluluk veya sadece bir maliyet kalemi değil, bir risk yönetim aracıdır. Sağlık Bakanlığı da bu mantık ile komplikasyon sigortasını zorunlu tutmaya çalıştı diye düşünüyorum. Ancak Sağlık Bakanlığı, Danıştay kararında belirtilen hukuki noktaları gözden kaçırdı.

Zorunluluk hali dışında aslında bu poliçeye karşı doğru yaklaşım şu olmalıdır:

  1. Sigorta “minimum maliyet” değil “maksimum koruma” perspektifiyle ele alınmalıdır. Çünkü ucuz poliçe; düşük teminat, geniş istisna ve sınırlı koruma demektir.
  2. Poliçe teknik olarak analiz edilmelidir. Her hastaya yaptırma zorunluluğu yerine teminat limitleri, kendi ülkesinde müdahale (yurtdışı kapsama alanı), revizyon kapsamı ve hasta dönüş senaryoları detaylı irdelenmelidir.
  3. Sigorta, fiyatlama modelinin parçası olmalıdır. Çünkü sağlık turizminde fiyat, işlem ve risk yönetimi ile birlikte değerlendirilmelidir.
  4. Marka ve güven unsuru olarak konumlandırılmalıdır. Çünkü doğru kurgulanmış bir sigorta; satış argümanıdır, hasta güvenini artırır ve genel toplamda uluslararası rekabette avantaj sağlar.

Zorunlu Olmayan Komplikasyon Sigortasının Teşvik Boyutu

Geldiğimiz noktada komplikasyon sigortası zorunlu değilse, teşvik mekanizması ile desteklenebilmesi mümkündür. Zorunluluk yerine teşvik ile yönlendirme yapılması sayesinde bilinçli işletmeler finansal avantaj elde eder. Böylece, sistem doğal seleksiyonla gelişir. Bu yaklaşım daha sağlıklıdır.

10962 sayılı Hizmet İhracatının Tanımlanması, Sınıflandırılması ve Hizmet Sektörlerinin Desteklenmesi Hakkında Karar’ın 20’nci maddesi uyarınca sağlık turizmi sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin, Türkiye’de yerleşik sigorta şirketlerinden uluslararası sağlık turistlerine yönelik aldığı komplikasyon sigortasına ilişkin prim giderleri %50 oranında ve yıllık en fazla 8.000.000 TL tutarında destekleniyor. Bu destek kaleminin yanı sıra, reklam harcamalarından personel ücretlerine, yurt dışı birimden acente komisyonlarına kadar toplamda 13 harcama kalemi için belirli bir strateji dahilinde destek almak mümkündür.

Sistemi Yönetenler Kazanacak

Sağlık turizmi, tek bir başlık üzerinden yönetilebilecek bir alan değildir. Bu alanda başarı, ancak bütüncül bakış açısını koruyabilen yapılar için mümkündür. Bu bakış açısı kaybedildiğinde ise ilginç bir tablo ortaya çıkar; kurumlar kendi içinde “doğru” görünen adımlar atar, ancak bu doğrular bir sistem oluşturmadığı için ilerleme değil, yerinde sayma üretir.

Komplikasyon sigortası da tam olarak bu kırılma noktalarından biridir. Bu konu; hukuki yaklaşımı, finansal kurguyu ve hasta iletişimini aynı anda etkileyen bir sistem bileşenidir. Bu bütünlük içinde ele alınmadığında ise yerinde sayma, kurumun “yeni normali” haline gelir.

Bugün sağlık turizmi sektöründe fark yaratanlar; bu başlıkları ayrı ayrı yönetenler değil, tek bir strateji altında birleştirebilenlerdir. Çünkü bu alanda mesele, doğru parçaları bir araya getirmek değil, parçaları tek bir sistem olarak yönetebilmektir.

Diğer Yazılar

Yazıyı Paylaş: