Sağlık Turizminde 31 Aralık 2026 Eşiği: Yetki Belgesinden Vazgeçmek mi, Yeni Sisteme Uyum Sağlayarak Devam Etmek mi?

Demet ENSARİ ŞAYLI, demetsayli@hotmail.com

Türkiye sağlık turizmi sektörü, 26 Nisan 2025 tarihinde yürürlüğe giren Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik ile yeni bir döneme girmişti.

Bu yeni dönem yalnızca bir “yetki belgesi” döneminden ibaret değildir. Sağlık tesisleri açısından kalite, akreditasyon, hasta güvenliği, HealthTürkiye Portalı, kayıt ve veri yönetimi, uluslararası hasta süreçlerinin kurumsallaştırılması ve performans kriterleri birlikte değerlendirilmektedir.

Özellikle 31 Aralık 2026 tarihi, mevcut sağlık turizmi yetki belgeli kuruluşlar açısından kritik bir eşik niteliğindedir.

Ancak burada asıl sorulması gereken soru şudur: “Yetki belgesini bırakmak mı daha avantajlı, yoksa gerekli yatırımı yaparak sistemi yeni kurallara göre devam ettirmek mi?”

Kanaatimce bu sorunun cevabı kuruluşun ölçeğine, mevcut yabancı hasta hacmine, yatırım gücüne ve sağlık turizmini gelecekte stratejik bir faaliyet alanı olarak görüp görmemesine göre değişmektedir.

31 Aralık 2026’ya kadar hangi kuruluş ne yapmak zorunda?

Yönetmelik, sağlık tesislerini aynı kategoride değerlendirmemektedir. Hastaneler, tıp merkezleri, tıbbi laboratuvarlar ve diyaliz merkezlerinin TÜSKA tarafından akredite edilmesi zorunludur. Buna karşılık bu grupların dışında kalan sağlık tesislerinin, TÜSKA tarafından oluşturulan standartlar esas alınarak Bakanlıkça düzenlenecek sertifikayı alması gerekmektedir. Dolayısıyla küçük ölçekli bir sağlık kuruluşu ile hastanenin önündeki uyum maliyeti ve bürokratik süreç aynı değildir. TÜSKA’nın güncel standartlarında hastaneler için SAS Hastane Seti, ayaktan sağlık hizmetleri için SAS Ayaktan Sağlık Hizmetleri Seti, laboratuvarlar için SAS Laboratuvar Seti ve hemodiyaliz merkezleri için SAS Hemodiyaliz Seti gibi farklı standart setleri bulunmaktadır. Bu nedenle her kuruluş için öncelikle: “Ben hangi sağlık tesisi kategorisindeyim ve benim için hangi standart/sertifikasyon mekanizması uygulanıyor?” sorusunun cevaplandırılması gerekir.

Yetki belgesini devam ettirmenin avantajları

Sağlık turizmi pazarından kopmamak

Yetki belgesi, kuruluşun uluslararası sağlık turizmi faaliyetini mevzuata uygun biçimde sürdürebilmesinin temel unsurlarından biridir. Yetki belgesinden vazgeçildiğinde kuruluşun sağlık turizmi alanındaki mevcut hasta akışını, yabancı hasta organizasyonlarını ve uluslararası pazarlama faaliyetlerini sürdürmesi mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla düzenli yabancı hasta alan kuruluşlar açısından yetki belgesini korumak, yalnızca bir belgeyi muhafaza etmek değil, mevcut ticari pazarı korumak anlamına gelir.

HealthTürkiye ekosisteminde yer almak

Yeni sistem, uluslararası sağlık turizmi faaliyetlerinin kayıt, takip, denetim ve gözetiminde HealthTürkiye Portalı’nı merkezi bir araç haline getirmiştir. Yönetmelik gereğince sağlık tesisleri ve aracı kuruluşlar Portala üye olmak ve verilerini tam, doğru ve güncel şekilde girmek zorundadır. Bu durum başlangıçta ek bir operasyonel yük gibi görünse de uzun vadede kurumsal görünürlük ve veri yönetimi açısından önemli bir avantaj sağlayabilir.

Kaliteyi belgeleyerek uluslararası güven oluşturmak

TÜSKA akreditasyonu yalnızca mevzuata uyum aracı olarak görülmemelidir. TÜSKA’nın kendi açıklamasına göre akreditasyon; kalite, hasta güvenliği ve kurumsal sürdürülebilirlik açısından sağlık tesislerine katkı sağlayan ve uluslararası görünürlüğü artırabilecek bir süreçtir. Özellikle Avrupa, Körfez ülkeleri, Balkanlar ve diğer uluslararası pazarlarda çalışan sağlık kuruluşları açısından kalite belgesi, hastanın ve yabancı partnerin güvenini artırabilecek bir kurumsal referans haline gelebilir.

Kurumsallaşma

TÜSKA/SAS süreci, kuruluşu yalnızca “yabancı hasta getirip tedavi eden” bir yapı olmaktan çıkarıp; hasta güvenliği, süreç yönetimi, dokümantasyon, kalite göstergeleri, çalışan yetkinliği, hasta deneyimi, risk yönetimi, ölçme ve iyileştirme gibi alanlarda daha sistematik çalışan bir organizasyona dönüştürme fırsatı sunar. Bu nedenle özellikle orta ve büyük ölçekli kuruluşlar açısından akreditasyon maliyet değil, kurumsal yatırım olarak değerlendirilmelidir.

Yetki belgesini devam ettirmenin dezavantajları

Her kuruluş için yetki belgesini sürdürmek ekonomik açıdan doğru seçenek olmayabilir.

Akreditasyon ve uyum maliyeti

Özellikle küçük ölçekli kuruluşlarda; kalite sistemi kurulması, dokümantasyon, personel eğitimi, süreçlerin yeniden düzenlenmesi, danışmanlık, denetim hazırlıkları, bilgi teknolojileri altyapısı, yabancı dil ve uluslararası hasta süreçleri ilave maliyet yaratabilir. Bu maliyet, sağlık turizminden elde edilen gelirle karşılaştırılmalıdır.

Yönetimsel yük artacaktır

Yeni sistemde yalnızca belge almak yeterli değildir. Portal kayıtlarının doğru ve güncel tutulması, uluslararası sağlık turizmi biriminin oluşturulması, sorumlu personelin belirlenmesi ve çeşitli kayıt-bildirim yükümlülüklerinin yerine getirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle sağlık turizmini yılda birkaç yabancı hasta ile sınırlı tutan küçük bir işletme açısından sistemin sürdürülebilirliği ayrıca hesaplanmalıdır.

Denetim ve performans sistemi

Yönetmeliğe göre sağlık tesisi ve aracı kuruluşlar performans kriterleri doğrultusunda yılda en az bir kez değerlendirilmektedir. Kısmen yeterli veya yetersiz bulunan kuruluşlar kontrol değerlendirmesine tabi tutulmaktadır. Sonuçların da yetersiz olması halinde yetki belgesi önce askıya alınabilmekte ve belirli koşullarda iptal aşamasına kadar gidilebilmektedir. Dolayısıyla yeni sistem: “Belgeyi aldım, artık sorun yok.” anlayışından uzaklaşmaktadır.Yeni anlayış: “Belgeyi aldım, sistemi sürekli işler ve denetlenebilir halde tutuyorum.” modelidir.

Peki yetki belgesinden vazgeçmek avantajlı olabilir mi?

Bazı küçük ölçekli kuruluşlar açısından evet. Özellikle; son bir yılda anlamlı yabancı hasta almayan, sağlık turizmi gelirleri çok düşük olan, akreditasyon/sertifikasyon yatırımını karşılayamayacak olan, uluslararası hasta operasyonu için personel ve altyapı kurmak istemeyen, sağlık turizmini ana faaliyet alanı olarak görmeyen kuruluşlar açısından maliyet-fayda analizi sonucunda sağlık turizmi faaliyetinden çıkmak rasyonel olabilir. Ancak burada çok önemli bir ayrım vardır: “Yetki belgesini devam ettirmemek” ile “yetki belgesinin mevzuata aykırılık nedeniyle iptal edilmesi” aynı şey olarak değerlendirilmemelidir. Yönetmelik, belirli durumlarda yetki belgesi iptal edilen kuruluşlara bir yıl süreyle yeni yetki belgesi düzenlenmeyeceğini açıkça düzenlemektedir. Ayrıca son bir yıl içinde sağlık turizmi faaliyeti yürütmeyen kuruluşların yetki belgelerinin iptal edileceği de belirtilmiştir. Bu nedenle bir kuruluşun “belgeyi bırakayım, ileride tekrar alırım” yaklaşımına geçmeden önce idari prosedürü ve bunun gelecekteki başvuru hakkına etkisini Bakanlık/USHAŞ nezdinde yazılı olarak netleştirmesi önemlidir.

 Küçük kuruluşlar için strateji ne olmalıdır? Küçük kuruluşlarda temel soru şudur: “Sağlık turizmi benim için gerçekten bir büyüme alanı mı?” Eğer cevap hayır ise, yalnızca mevcut belgeyi korumak için yüksek maliyetli bir uyum sürecine girmek ekonomik açıdan doğru olmayabilir. Ancak cevap evet ise, küçük kuruluşların en büyük hatası süreci 2026 yılının son aylarına bırakmak olacaktır.

 Büyük ölçekli kuruluşlar için strateji ne olmalıdır? Hastane, tıp merkezi, laboratuvar ve diyaliz merkezi gibi kuruluşlarda tablo çok daha farklıdır.

Bu kuruluşların TÜSKA akreditasyonunu yalnızca “zorunlu bir belge” olarak görmesi stratejik bir hata olabilir. Çünkü büyük sağlık kuruluşlarının zaten; kalite birimleri, insan kaynakları, bilgi işlem altyapısı, klinik süreçleri, uluslararası hasta departmanları, yönetim sistemleri bulunduğundan, mevcut sistemlerin SAS kriterleriyle eşleştirilmesi küçük kuruluşlara göre daha yönetilebilir olabilir. Üstelik TÜSKA’nın güncel akreditasyon listesinde 2026 yılında farklı hastanelerin ve sağlık tesislerinin SAS kapsamında akredite edildiği görülmektedir. Dolayısıyla büyük ölçekli kuruluşlar için benim değerlendirmem: Yetki belgesinden çıkmak yerine akreditasyon sürecini kurumsal dönüşüm projesi olarak ele almak daha avantajlıdır.

Sonuç: Belgeyi bırakmak mı, sistemi kurmak mı? 31 Aralık 2026’yı yalnızca bir “belge yenileme tarihi” olarak görmek doğru değildir. Aslında bu tarih, Türkiye sağlık turizmi sektöründe eski çalışma modelinden yeni kalite ve denetim modeline geçiş tarihidir. Bundan sonra sağlık turizminde başarı yalnızca yabancı hasta getirmekle ölçülmeyecek; kuruluşun bu hastaya verdiği hizmeti hangi kalite sistemi içerisinde sunduğu, verilerini nasıl yönettiği, hasta güvenliğini nasıl sağladığı ve uluslararası standartlara ne ölçüde uyduğu da önem kazanacaktır.

Bu nedenle benim genel stratejik görüşüm şudur: Sağlık turizmini gerçekten yapmak isteyen ve gelecekte bu alanda büyümeyi hedefleyen kuruluşlar açısından yetki belgesinden vazgeçmek yerine, mevzuata uyum sağlayarak belgeyi korumak daha avantajlıdır. Özellikle büyük ve orta ölçekli kuruluşlar için TÜSKA/SAS süreci bir maliyet kalemi olarak değil, marka değeri, güven, kalite ve uluslararası rekabet gücü yatırımı olarak değerlendirilmelidir. Buna karşılık sağlık turizmini fiilen yapmayan veya çok düşük hacimde yapan küçük kuruluşların sırf mevcut yetki belgesini kaybetmemek adına yüksek maliyetli bir sisteme girmesi de ekonomik açıdan her zaman doğru değildir. Dolayısıyla doğru yaklaşım: “Herkes belgeyi korumalı” veya “herkes belgeden çıkmalı” değildir. Doğru yaklaşım: Kuruluşun sağlık turizmi hedefi + yabancı hasta hacmi + uyum maliyeti + gelecekteki büyüme potansiyeli = stratejik karar olmalıdır. Ve en kritik nokta şudur: 31 Aralık 2026’ya bırakılan bir uyum projesi, özellikle TÜSKA akreditasyonu gereken hastane ve tıp merkezleri için artık bir “son dakika işlemi” olarak görülmemelidir. Süreç bugün başlatılmalı; mevcut durum analizi, gap analizi, SAS hazırlığı, HealthTürkiye veri yönetimi ve denetim hazırlığı birlikte yürütülmelidir

Bu yeni dönemde kaybedilecek olan yalnızca bir belge değil; uluslararası sağlık turizmi pazarındaki konum olabilir. TÜSKA Akreditasyonunun Bir Diğer Avantajı: Belirli Süreli Denetim Avantajı. TÜSKA akreditasyonunun sağlık kuruluşları açısından gözden kaçırılmaması gereken önemli avantajlarından biri de yalnızca kalite ve uluslararası güvenilirlik sağlaması değildir. Akredite olan kuruluşlar açısından mevzuatta öngörülen belirli süre boyunca performans değerlendirmesi ve buna bağlı denetim yükümlülükleri bakımından önemli bir avantaj ortaya çıkmaktadır. Bu durum özellikle büyük ölçekli sağlık kuruluşları açısından stratejik önem taşımaktadır. Çünkü kuruluşun TÜSKA tarafından akredite edilmesi; kalite standartlarının bağımsız bir değerlendirmeden geçtiğini, hasta güvenliği ve hizmet süreçlerinin belirli standartlara ulaştığını, kurumsal kalite sisteminin işler durumda olduğunu gösteren önemli bir referans niteliğindedir.

Bunun yanında, akreditasyonun sağladığı belirli süreli denetim avantajı, kuruluşun aynı dönemde farklı idari değerlendirme ve hazırlık süreçlerine ayıracağı zaman ve insan kaynağını daha etkin kullanmasına imkân sağlayabilir. Özellikle yüksek hasta hacmine sahip hastaneler açısından bu husus yalnızca bürokratik bir kolaylık değildir. Kalite biriminin, uluslararası hasta departmanının, klinik ekiplerin ve üst yönetimin sürekli denetim hazırlığı yerine kalite geliştirme ve hasta deneyimine odaklanabilmesi açısından operasyonel bir avantajdır. Bu nedenle TÜSKA akreditasyonunun maliyeti değerlendirilirken yalnızca; “Akreditasyon için ne kadar ödeme yapacağım?” sorusu değil, “Akreditasyonun bana sağlayacağı kalite, prestij, uluslararası güven ve belirli süreli denetim avantajının kuruma ekonomik ve operasyonel katkısı ne olacaktır?” sorusu da sorulmalıdır. Büyük kuruluşlar açısından Hastaneler ve yüksek hacimli sağlık kuruluşları için bu avantaj daha belirgin hale gelmektedir. Çünkü büyük kuruluşlarda kalite yönetimi, dokümantasyon, personel hazırlığı ve denetim süreçleri ciddi miktarda insan kaynağı ve zaman gerektirebilmektedir. Bu nedenle TÜSKA akreditasyonu; “Bir kez denetlenip belge almak” olarak değil, “Kuruluşun kalite sistemini güçlendirirken belirli bir dönem için daha öngörülebilir bir denetim ortamı oluşturmak” Ancak önemli bir ayrım Burada “TÜSKA akreditasyonu alan kuruluş artık hiçbir şekilde denetlenmez” şeklinde mutlak bir yorum yapılmamalıdır. Akreditasyonun sağladığı avantajın kapsamı, süresi ve hangi değerlendirme/denetimlerden muafiyet veya kolaylık sağladığı, yürürlükteki mevzuat ve TÜSKA uygulamaları birlikte değerlendirilerek ele alınmalıdır. Dolayısıyla sağlık kuruluşlarının yatırım kararında bu avantajı hesaba katması gerekir; ancak bunu “sınırsız denetim muafiyeti” şeklinde yorumlamaması gerekir.

Sonuç olarak TÜSKA akreditasyonu; kalite + uluslararası güven + kurumsal prestij + sürdürülebilirlik + belirli süreli denetim avantajı bileşenleri birlikte değerlendirildiğinde, özellikle orta ve büyük ölçekli sağlık kuruluşları için yetki belgesini koruma kararını güçlendiren önemli bir unsur haline gelmektedir.

Diğer Yazılar

Yazıyı Paylaş: