ABD-İsrail-İran Savaşı Ekseninde Türk Sağlık Turizmi

Ergün SEZER, ergunsezer38@gmail.com

Ortadoğu zaten uzun zamandır kırılgan bir coğrafya. Buna ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş da eklenince, bölgedeki birçok sektör gibi sağlık turizmi de ister istemez bu atmosferden etkileniyor. İşin doğrusu, sağlık turizmi güven duygusu üzerine kurulu bir alan. İnsanlar başka bir ülkeye ameliyat olmaya, tedavi görmeye veya estetik yaptırmaya giderken ilk baktıkları şey fiyat ya da teknoloji değil, “orası güvenli mi?” sorusunun cevabıdır.

Türkiye bu alanda son 15 yılda gerçekten önemli bir konum elde etti. Avrupa’ya yakınlığı, doktor kalitesi, güçlü özel hastaneler, akreditasyonlar, fiyat avantajı ve turizm altyapısı sayesinde Ortadoğu, Avrupa, Orta Asya ve hatta Amerika’dan hasta çeken bir merkez haline geldi. Ancak bölgedeki her büyük kriz, doğrudan Türkiye’de olmasa bile, uluslararası algıyı etkiliyor. Yurt dışındaki bir hasta çoğu zaman haritaya bakıp “Türkiye ayrı, İran ayrı” diye analiz yapmıyor; “Ortadoğu’da gerilim var” diye genel bir algı oluşuyor. Bu algı bazen gerçek riskten daha güçlü olabiliyor (ki bu arada resmen bir savaş ortamındayız).

Böyle bir savaşta sağlık turizmine etkiler birkaç başlıkta ortaya çıkar. Öncelikle hava sahası ve uçuş ağları etkilenir. Havayolları rotaları değiştirir, sigorta maliyetleri artar, bazı ülkeler vatandaşlarına seyahat uyarıları yayınlar (ki bu konu da aşırı derece önemli, buna yönelik çok özel çalışmalar yapılmalı, bu konuya özel yine Türk Sağlık Diasporası ve Dezenformasyon üzerinde çalışmak gerekiyor.)  Bu da özellikle Amerika, Avrupa ve Uzak Doğu’dan gelecek hastaların kararını geciktirir. İkinci olarak sigorta şirketleri ve uluslararası aracı kurumlar risk hesaplarını yeniden yapar. Bu kurumlar sağlık turizminin görünmeyen ama çok güçlü oyuncularıdır ve bazen tek bir rapor hasta akışını ciddi şekilde etkileyebilir.

Ama işin diğer tarafını da görmek lazım. Türkiye, böyle dönemlerde bazen alternatif güvenli liman olarak da öne çıkabiliyor. Özellikle İran, Irak, Suriye, Körfez ve Orta Asya hattında yaşayan birçok hasta için Türkiye zaten en ulaşılabilir sağlık merkezi. Eğer bölgenin başka yerlerinde sağlık altyapısı zorlanır veya ulaşım sıkıntıya girerse, Türkiye’nin rolü daha da büyüyebilir. Yani krizlerin sağlık turizmine etkisi her zaman tek yönlü olmaz, bazı pazarlarda daralma olurken bazı pazarlarda artış görülebilir.

Benim profesyonel gözlemim şu ki; Türkiye’nin sağlık turizmi gücü sadece fiyat avantajından gelmiyor. Doktor kalitesi, teknoloji, hızlı hizmet ve deneyim vs çok önemli bir noktaya geldi. Bu nedenle kısa vadeli jeopolitik dalgalanmalar elbette etkiler ama uzun vadede Türkiye’nin konumunu kökten sarsacak bir tablo oluşturmaz. Asıl kritik olan şey algı yönetimi. Türkiye’nin uluslararası platformlarda “güvenli, istikrarlı, kaliteli ve sağlık hizmetinde güçlü bir ülke” imajını sürekli anlatması gerekiyor (ki bu konu da son derece önemli).

Hasılı, bölgede büyük bir savaş elbette kimse için iyi bir şey değil ve sağlık turizmi de bundan payını alır. Ama Türkiye doğru iletişim, güçlü sağlık altyapısı ve iyi organizasyonla bu tür kriz dönemlerinde bile sağlık turizmi merkezlerinden biri olma avantajını koruyabilecek ülkelerden biri. Burada mesele sadece hastaneler değil; turizm, ulaşım, diplomasi ve güven algısının birlikte yönetilmesi. Bu yapılabildiği sürece Türkiye’nin sağlık turizmindeki rolü kolay kolay geriye gitmez.                                   

Bereketli çalışmalar dilerim.

Diğer Yazılar

Yazıyı Paylaş: